Türkiye’de Vergi Adaleti Nasıl Sağlanacak?

Türkiye’de vergi sistemi uzun yıllardır “adaletsizlik” tartışmalarının merkezinde yer alıyor. Gelir dağılımının hızla bozulduğu, yoksulluğun derinleştiği bir dönemde devletin vergi toplama biçimi hem ekonomik hem de toplumsal açıdan kritik önem taşıyor. Ancak mevcut tablo, yükün büyük kısmının halk sınıflarının üzerine yıkıldığını, sermaye kazançlarının ise oldukça düşük vergilendirildiğini gösteriyor.
Dolaylı Vergilerin Ağırlığı: Halkın Sırtındaki Görünmez Yük

Türkiye’de vergi gelirlerinin yaklaşık %65–70’i dolaylı vergilerden oluşuyor. 2024 yılı bütçe gerçekleşmelerine göre:

  • KDV + ÖTV gelirleri toplam vergilerin %58,4’ünü oluşturdu.
  • Doğrudan gelir vergisi oranı %17–18 civarında kaldı.
  • Kurumlar vergisinin payı sadece %15–16 düzeyine sıkıştı.
  • Ücretlerden alınan vergileri de eklediğimizde  halk sınıfları üzerindeki vergi yükü % 70’e çıkmaktadır.

Bu tablo, gelişmiş ülkelerle büyük bir tezat oluşturuyor. OECD ülkelerinde dolaylı vergilerin payı ortalama %33–35 düzeyindeyken, gelir ve servet üzerinden alınan vergiler çok daha yüksek bir paya sahip.

Türkiye’de ise tam tersine, vergi yükünün büyük bölümü harcama vergileri üzerinden toplanıyor; yani vatandaş markete, pazara, faturaya elini uzattığı her anda vergiyle yüzleşiyor. Bu vergiler gelire göre farklılaşmadığı için düşük gelirli haneleri daha fazla etkiliyor.

Bir işçi ya da emekli, aldığı ekmeğe, elektriğe, mazota, giysiye hep aynı oranda KDV ödüyor. Geliri düşük olduğu için gelirinin çok daha büyük bir kısmını vergiye veriyor. Bu nedenle dolaylı vergiler, adaletsizlik üreten en görünmez mekanizma haline gelmiş durumda.

Sermaye Kazançlarının Vergisi Neden Bu Kadar Düşük?

Sınırlı sayıdaki doğrudan vergi içinde en dikkat çekici olan nokta, sermaye gelirlerinin ve yüksek kârların oldukça düşük oranlarda vergilendirilmesi.

  • Kurumlar vergisi 2023’te %20’den %25’e çıkarıldı, ancak çok geniş muafiyet ve istisna listesi nedeniyle fiili tahsilat çok daha düşük oranlara denk geliyor.
  • Merkezi yönetim bütçesi verilerine göre şirket kârlarının önemli bir bölümü “vergi harcaması” kategorisinden muaf tutuluyor.
  • Sadece 2023 yılında şirketlere getirilen vergi istisnalarının toplamı 1,1 trilyon TL’yi buldu; bu, bütçedeki sosyal harcamaların tamamına yakın bir büyüklük.

Daha çarpıcı olan ise, büyük şirketlere yapılan vergi silme ve yapılandırma uygulamaları. Resmi verilere göre 2023 ve 2024’te yapılan vergi yapılandırmalarıyla:

  • Binlerce şirketin borçları faiz ve cezalarıyla birlikte silindi,
  • En büyük sermaye gruplarının milyarlarca liralık borçları yeniden yapılandırıldı,
  • Küçük esnaf ve işçilere ise aynı kolaylıklar tanınmadı; vergi baskısı katlanarak devam etti.

Bu durum yalnızca teknik bir vergi politikası tercihi değil; açıkça sınıfsal bir tercihtir. Devlet vergi yükünü yukarıdan aşağıya doğru değil, aşağıdan yukarıya doğru taşımaktadır.

Vergi Yapısı Siyasi ve Sosyal Eşitsizliği Nasıl Derinleştiriyor?

Vergi sisteminin bu şekilde kurulması, yalnız ekonomik sonuçlar üretmiyor. Aynı zamanda sosyal ve siyasi eşitsizliği artırıyor.

  1. Gelir dağılımı bozuluyor.
    TÜİK verilerine göre 2024’te en zengin %20’nin milli gelirden aldığı pay %49’a çıkarken, en yoksul %20’nin payı %6’ya kadar geriledi. Bu farkın önemli bir bölümünü vergi yükü belirliyor.
  2. Yoksullar daha fazla vergi öder hale geliyor.
    Asgari ücretli bir işçi gelirinin neredeyse tamamını harcamak zorunda. Bu yüzden dolaylı vergilere en çok o maruz kalıyor.
  3. Sermaye daha az katkı yapıyor, daha fazla teşvik alıyor.
    Binlerce şirket, kârlarını temettü, yatırım indirimi, ihracat teşviki gibi mekanizmalarla vergi dışına çıkarabiliyor.
  4. Toplumsal güven aşınıyor.
    “Vergi adaleti” yalnız gelir adaleti değil, aynı zamanda demokratik hakların da temel taşıdır.
Bu Vergi Rejimi Kimin İçin Çalışıyor?

Mevcut yapı, Türkiye’de uzun süredir uygulanan neoliberal vergi politikasının sonucu. Vergi gelirleri artarken refah artmıyor; çünkü yük halk sınıflarına biniyor.

Bütçenin bir yandan büyük şirketlere vergi affı sağlarken diğer yandan halka KDV/ÖTV zamları getirmesi, sistemin kimlere hizmet ettiğini açıkça gösteriyor.

Bugün Türkiye’de vergi sistemi:

  • Halktan alıp sermayeye aktaran bir mekanizma,
  • Eşitsizliği büyüten bir düzen,
  • Sosyal devleti son kalan kırıntılarını da ortadan kaldıran politik bir tercih olarak işlemektedir
Çözüm Ne? Yalnızca Sayısal Düzenlemeler Yeter mi?

Bazı çevreler KDV indirimi, ÖTV reformu, gelir vergisi dilimlerinin yeniden düzenlenmesi gibi teknik önerilerle yetiniyor. Bunlar önemli adımlar olsa da tek başına yeterli değil. Çünkü sorun teknik değil, siyasaldır.

Gerçek bir vergi adaleti için:

  1. Dolaylı vergilerin payı düşürülmeli, temel tüketimdan alınan KDV minimize edilmeli.
  2. Sermaye kazançları, yüksek kârlar ve servet daha güçlü biçimde vergilendirilmeli.
  3. Vergi afları ortadan kaldırılmalı; “büyük borçlu” şirketler için ayrıcalıklı hukuk son bulmalı.
  4. Vergi sistemi şeffaflaşmalı, kamu harcamaları toplumsal denetime açılmalı.

Ama bütün bunların gerçekleşmesi için gereken en temel şey şudur:

Gerçek çözüm, emekçi sınıfların ve tüm halk kesimlerinin sosyal ve siyasal olarak güçlenmesi ile mümkün!

Vergi politikasını belirleyen teknik uzmanlar değil; siyasal güç dengeleridir. Halk güçlendikçe, sendikalar büyüdükçe, toplumsal talepler genişledikçe vergi adaleti de mümkün olur.

Bugün Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca daha adil bir vergi tablosu değil;
Tüm emeği ile geçinenlerin halk sınıflarının karar alma süreçlerinde daha etkili olduğu, ekonomik adalet talebini güçlü biçimde dile getirilip gerçekleştiği toplumsal adaleti esas alan bir düzendir.

Bu nedenle çözüm:

Ancak emekçilerin, kadınların, gençlerin, işsizlerin, yoksulların; kısacası toplumun geniş kesimlerinin örgütlü ve dayanışmacı mücadelesiyle mümkündür.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir