Sendikal Kriz ve Yeni Bir Mücadele Hattı: Birleşik, Demokratik ve Mücadeleci Sendikal Hareket/ Cemal Bilgin-Zeki Kılıçaslan

GİRİŞ

Baskı altında bir sendikal uyanış

Türkiye’de son dönemde yaşanan gelişmeler, yalnızca bireysel tutuklamalar değil, sendikal alanın bütününe yönelen yapısal bir müdahalenin işaretlerini taşımaktadır. Özellikle mücadeleci, bağımsız ve taban örgütlenmesine dayanan yeni sendikal girişimlerin hedef alınması, bu sürecin en çarpıcı göstergesidir. Şüphesiz ki hükümetin bu tutumu arkasında yatan gerçeklik mevcut vahşi kapitalist uygulamaların tüm çalışanları mahkûm ettiği düşük ücretler, güvensiz ve güvencesiz çalışma koşulları ve büyük ölçüde artan işsizlik tehlikelerine karşı giderek artmakta olan mücadele arayışların baştan bastırılma ihtiyacıdır.

Son günlerde birlikte yaşadığımız gibi BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen’in işçi eyleminde yaptığı konuşma nedeniyle tutuklanması, Umut-Sen örgütlenme koordinatörü Başaran Aksu’nun sendikal faaliyetleri gerekçe gösterilerek tutuklanması, Bu tutuklamalara tepki gösteren sendika hukukçusu Doğukan Akan’ın dahi gözaltına alınarak tutuklanması sendikal mücadelenin kriminalize edilmek istendiğini açık biçimde ortaya koymaktadır. Ayrıca Mehmet Türkmen için siyaset yasağı istenmesi ise mücadeleci sendikacıların sendikal ve olası siyasal mücadelelerin tümüyle dışına atmak isteğinden kaynaklanmaktadır.

Bu gelişmeler, yalnızca bireysel hak ihlalleri değil; işçi sınıfının örgütlenme hakkına, ifade özgürlüğüne ve kolektif mücadele kapasitesine yönelmiş sistematik bir baskı dalgasıdır. Ancak bu tabloyu anlamak için yalnızca devlet baskısına değil, sendikal alanın kendi iç krizine de bakmak gerekir.

 

SENDİKAL HAREKETİN DURUMU

I. Türkiye’de Sendikal Yapının Krizi: Bürokrasi, Uzlaşmacılık ve Temsil Sorunu

Türkiye’de sendikal yapı uzun süredir üç temel krizle karşı karşıyadır:  Bürokratikleşme ve “Profesyonel Sendikacı” Kastı; Geleneksel sendikalar, işçi örgütü olmaktan giderek uzaklaşarak profesyonel yöneticilerin hâkim olduğu kapalı yapılara dönüşmüştür. Delegasyon sistemi çoğulculuğu engellemekte,  yönetimler kendilerini yeniden üretmekte, sendikal demokrasi fiilen ortadan kalkmaktadır. Bu durum, sendikaları işçilerin mücadele araçları olmaktan çıkarıp, kendi varlığını koruyan kurumsal (şirket, holding gibi) yapılara dönüştürmüştür.

Uzlaşmacı ve Pasif Sendikal Hat; Geleneksel sendikal yapıların önemli bir bölümü İşverenlerle ve iktidarla uyumlu bir çizgi izlemekte, Mücadeleyi değil “dengeyi” esas almakta, işçilerin fiili direnişlerini çoğu zaman yalnız bırakmaktadır. Bu nedenle yeni mücadeleci sendikalar ortaya çıktığında, yalnızca devlet değil, mevcut sendikal düzen de bu hareketleri dışlamaktadır.

Kimlik Temelli Bölünme ve Sınıf Kimliğinin Zayıflaması; Sendikal alan: “sağ–sol”,  “milliyetçi–seküler–muhafazakâr” ayrımları üzerinden parçalanmış durumdadır. Bu parçalanma, emekçilerin ortak sınıf kimliği geliştirmesinin önünde ciddi bir engel oluşturmaktadır.

II. Devlet–Sermaye–Sendika Üçgeni: Yapısal Bir Sorun

Son gelişmeler göstermektedir ki: Sendikal faaliyetler “kamu düzeni” değil, sermaye çıkarları açısından değerlendirilmekte ve anayasa ve yasalar hiçe sayılarak Yargı süreçleri sendikal mücadeleyi sınırlayıcı bir araç olarak kullanılabilmektedir. Sendikalara yasasında var olan baraj sınırlaması ve sendikaların bir iş yerindeki yetki alma süreçleri üzerindeki kısıtlamalar sendikal örgütlenmenin önünde devasa engeller koymaktadır. Mücadele sürecinde ortaya çıkan yasal işçi eylemleri yoğun güvenlik önlemleri ile bastırılmaktadır. Bu durum, sendikal mücadelenin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasal bir mücadele alanı olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.

III. Temsil Edilmeyenler: Sendikasızlar, Taşeron İşçiler ve İşsizler

Mevcut sendikal yapı kayıt dışı çalışan milyonları, taşeron işçileri ve işsizleri neredeyse tamamen dışlamaktadır. Oysa Türkiye’de emek gücünün önemli bir bölümü bu kesimlerden oluşmaktadır. Bu gerçeklik karşısında sendikaların mevcut yapısı ve sosyal mücadele hattındaki tutumları sınıfın bütününü temsil edememektedir.

IV. Yapısal Bölünme: İşçi–Memur Ayrımı ve Grev Hakkı Sorunu

Türkiye’de emekçiler: işçi ve kamu çalışanı olarak yapay biçimde ayrılmıştır. Özellikle kamu çalışanlarının grev hakkının olmaması, ayrı sendikal sistemlere zorlanması emek mücadelesini zayıflatmaktadır. Bu durum, uluslararası demokratik sendikal standartlarla da açıkça çelişmektedir.

YENİ BİR SENDİKAL HAREKET İÇİN

Sendikal hareketin bu durumuna cevap olarak oldukça uzun süredir çeşitli mücadeleci işçi grupları tarafından yürütülen bağımsız (Bu hareketlerin çoğu genelde belirli siyasal eğilimler tarafından yönetilmektedir) sendikal faaliyetlerdir. Bu çalışmalar ileri derecede fedakâr mücadeleler sonucu işçiler için işyerleri düzeyinde bazı kazanımlar elde etseler de sendika üye sayılarını önemli sayıda artıramamaktadır. Genelde işveren için bu tehlike (?) ortaya çıktığında devreye o işkolundaki kurumsal geleneksel sendikalar girmekte ve bazı durumlarda işçiler işveren desteği ile geleneksel sendikalara üye olsalar da mücadeleci hat o işyerinde sönümlenmektedir.

Bu bağlamda Türkiye’de yeni bir sendikal mücadelenin yükseltilmesi için yeni bir tip mücadele ve talep hattının oluşturulması gereklidir. Çünkü sorunun kaynağında sadece bazı kötü niyetli “sağcı”, “solcu”, “İslamcı” sendika liderleri ve veya sarı sendikacılar yok. Sorunun temeli siyasi güçler dengesi, sendikal yasalar ve geleneksel sendikaların tutumlardan ve diğer yapısal sorunlardan kaynaklanmaktadır.

Bu mücadele hattında önümüze koymamız gerek mücadele talepleri ve ilkesel tutumları aşağıdaki şekilde özetleyebiliriz.

1.Sendikal Örgütlenmenin Önündeki Yasal Engellerin Kaldırılması İçin Mücadele

Sendikal örgütlenme ve yetkilendirme sürecinde her türlü antidemokratik engellerin kaldırılması ve uyuşmazlıklarda çözüm olarak referandum sürecinin devreye sokulması için mücadele

2. İşçi–Memur Ayrımının Kaldırılması İçin Mücadele

Tüm çalışanlar tek statüde birleşmelidir. Bilindiği gibi 12 Eylül sonrası kamu çalışanları sendika hareketinin temel taleplerinden birisi “Ortak Çalışanlar Yasası”  idi. Çünkü bu ortak mücadeleyi güçlendirir, Grev hakkını genişletir, Sınıf kimliğini yeniden kuruşuna katkı yapar

3.Taşeron Sisteminin Sınırlandırılması İçin Mücadele

 Her tür Güvencesiz çalışma biçimleri Sendikalaşmayı parçalar, İşçileri bölerek mücadeleyi zayıflatır. Bu nedenle taşeronluk çok istisnai hale getirilmelidir.

4.Gerçek Sendikal Demokrasi İçin Mücadele

 Sendikal seçimlerde gerekli yasal ve yönetmelik değişiklikler veya fiili uygulamalarla nispi temsil sistemi kabul edilmelidir. Çok listeli seçimlerde yönetim paylaşımı, Şeffaf delege yapısı sendikaları yeniden işçilerin örgütü haline getirebilir.

5.Profesyonel Sendikacılık sınırlandırılmalı, sendikal kadrolar güçlendirilmelidir

Sendikalar profesyonel yönetici merkezli değil, Üye merkezli yapılara dönüşmelidir.  Profesyonel yönetici sayısı ileri derecede azaltılmalı, sendika yöneticileri aynı kademedeki yönetici olma süresi 3 dönemi geçmemelidir. Bununla birlikte sendikalar hukuk bürosu, örgütlenme ve eğitimci çalışanlar anlamında kurumsal olarak güçlendirmelidir.

 

6.Genç İşçiler ve Kadın Emekçileri merkeze alan bir örgütlenme modelleri geliştirmelidir

7.Bölgesel ve Sektörler Arası Dayanışma Ağları/Platformları geliştirilmeli, dijital sendika çalışmaları ve Uluslararası Sendikal Bağlantılar güçlendirilmelidir.

Tek tek işyerleri ve sektörel temelde örgütlenmeler yanında bölgesel /çok sektörlü sendikal dayanışma ağları kurulmalıdır. Bu yaklaşım sınıf kimliğinin inşa edilmesi, geliştirilmesi ve örgütlü işçi sınıfının yaşam alanlarında sosyal ve politik olarak güçlenme ve etkisinin artması adına çok değerlidir.

 

 

 

8. Emek Dayanışma Merkezleri (Sosyal Hareket Sendikacılığı)

Sendikalar yalnızca üyeleri,  iş yerleri ve sektörleri ile sınırlı bir hareket olmaktan çıkıp aynı zamanda tüm diğer işçiler, emekçiler ve yoksul halk kitleleri ile dayanışma temelinde faaliyet göstermelidirler. Bölgesel ve çok sektörlü örgütlenme temelindeki çalışmalar temel alınarak bir çeşit toplumsal dayanışma sendikacılığı uygulamaları geliştirilmelidir. Ortak gücün oluşturulduğu bölgelerde işçiler yanında tüm emek ve yoksul halk kesimlerine yönelik dayanışma faaliyetlerinin sürdürüleceği “Emek Dayanışma Merkezleri” kurulmalıdır. Bu merkezlerde sosyal dayanışma, eğitim destekleri, psikososyal destek çalışmaları, hukuki ve sağlık danışmanlığı gibi faaliyetlerin yürütülmeli ve emekten, halktan tana tüm güçlerin dayanışması sağlanmalıdır.

Gerçekte hem bölgesel ve sektörler arası örgütlenme hem de toplumsallaşmış sendikal mücadele anlayışı ve uygulamaları işçi sınıfının, tüm emek güçlerinin ve halk sınıflarının politikleşme ve iktidar yöneliminin mayalandığı alanları olarak da değerlendirilmelidir.

 

 

9.  “Birleşik Emek Konfederasyonu” Perspektifi Benimsenmelidir.

Türkiye’ de sendikal ve konfederasyonlar düzeyinde sendikaların bölünmüşlüğü sorgulanamaz bir gerçek gibi kabul edilmektedir. Siyasal kültürümüzdeki kimlik temelli ayrışman sendikal düzlemde yeniden üretilmiş ve sermaye için çok işlevli olan bir hale getirilmişi. Bugün Türkiye’de ihtiyaç duyulan şey, parçalı ve etkisiz sendikal yapıların ötesine geçen: Birleşik, çoğulcu, demokratik ve mücadeleci bir emek hareketidir. “Birleşik Emek Konfederasyonu” perspektifi: işçi, kamu çalışanı ayrımını, geleneksel kimlik temelli siyasal taraflılığı aşacak, sınıf kimliğini yeniden kurabilecek, parçalanmayı aşabilecek, sendikal demokrasiyi yeniden inşa edebilecek stratejik bir yönelim haline getirilmelidir.

Son Söz: Mücadele Yeniden Kurulmalı/Kuruluyor

Bugün tutuklanan sendikacılar şahsında hedef alınan şey yalnızca bireyler değil;
emeğin örgütlü direniş iradesidir.

Ancak tarihsel deneyim şunu göstermektedir: Baskı arttıkça mücadele de yeniden doğar. Türkiye’de yeni bir sendikal hareket: küçük ama kararlı çekirdeklerden, taban örgütlenmelerinden, dayanışma ağlarından yükselmektedir.

Bu süreç, doğru politik hat ve örgütsel model ile birleştiğinde, yalnızca sendikaları değil, Türkiye’de emek siyasetinin tamamını dönüştürebilecek bir potansiyel taşımaktadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir