“Bölgesel Savaşlar ve Ortadoğu’ nun Geleceği” Sempozyumu Gerçekleştirildi

Ortadağu Dayanışma Ağı tarafından düzenlenen “ABD, İsrail ve Iran Arasındaki  Bölgesel Savaşlar ve Ortadoğu’nun Geleceği “ adlı sempozyum 6 Haziran 2026 tarihinde Eyüsultan Belediyesi Kültür ve Sanat Merkezinde gerçekleştirildi.

Sosyal Adalet hareketi (SAHİ), Önce İnsan ve Adalet Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (ÖnceDer) ,Demokrasi İçin Birlik (DİP) ve Ortadoğu’ da emperyalizme karşı mücadele,  demokratik hak ve özgürlüklşer temelinde toplumlar arası bir dayanışma hareketi için mücadeleyi benimseyen kişiler tarafından oluşturulan “Ortadoğu Dayanışma Ağı” tarafından düzenlenen sempozyum konusunda uzaman akademisyenler, yazarlar ve mücadele insanlarının katılımı ile gerçekleşti.

Toplantı açılışında Eyüpsultan Belediyei Başkanı  Dr. Mithat Bülent Özmen  ve sempozyumu düzenleyen hareketler adına açılış konuşmaları gerçekleştirldi. 

Sempozyum Oturumları

Smpozyum biri öğleden önce ve üçü öğleden sonra olmak üzere  üç oturum gerçekleştirildi.

Birinci oturum  “Fay Hattındaki İran ; Dış Politika, Direniş Ağları ve ABD/ İsrail Denklemi” başlığı ile Prof Dr . Mehmet çelik  yönetiminde gerçekleştirildi. Bu oturumda Dr. İsmail Duman, İlyas Buzgan ve Ali Bulaç söz aldı.

İkinci Oturum “Ortadoğu Savaşının Bölgesel Denklemi; Devletler, ilşkiler ve Aktörler” başlığı altında gerçekleştirildi, oturumu  Prof Dr.Kadir Canatan yönetti. Toplantıda  Dr. Mehmet Akif Koç, Dr İslam Özkan ve Hasan Postacı söz aldı.

Üçüncü Oturum “Ortadoğuyu Okumak:Algılar, ideolojik krizler ve Medya Savaşları” başlığında gerçekleşti. Oturum başkanlığını  Dr. Hidayet Şefkatlı Tuksal  yaptı.  Oturumda Dr. Muhammed İhsan Karadeniz, Dr Teoman Aktan ve Dr. Mücahit Gültekin konuşmacı olarak yer aldılar.

Dördüncü oturum Dr Fatma Öngel başkanlığında “Emperyalizme karşı dayanışma ve Küresel Vicdan” başlığı altında  gerçekleştirildi. Bu oturumda  Prof. Dr Zeki Kılıçaslan,  Salih Zeki Tombak ve Dr. Yıldız Önen konuşmacı idiler.

Toplantıda öne çıkan görüşler

Bölgemiz, başını ABD ve İsrail’in çektiği küresel emperyalist güç tarafından tümüyle kontrol altına alınmak için yeni bir saldırı dalgası altındadır. ABD, küresel çapta gerileyen ekonomik gücünü askeri üstünlüğü ile kapatarak bölge üzerindeki tahakkümünü, bölge ülkelerinde sağladığı siyasal değişikliklerle ve İsrail ile birlikte yeni bir yapıya sokmak istemektedir.
İran’ın dış politikası, yapılan bazı eleştirilerin aksine bölgesel aktörlerle bir vekalet gücü (proxy force) ilişkisinden ziyade bir ittifak ilişkisidir. Bu, esas olarak İsrail politikalarını hedef almaktadır ve sadece Şii unsurlar üzerinden değil, örneğin Filistin’de Hamas ile dayanışma ile de sürdürülmektedir. İran dış politikasında Velayet-i Fakih’in önemi büyüktür ve aslında dış politika bu değerler etrafında şekillenmektedir.
Arap ülkeleri, bir miktar Katar dışarıda bırakılırsa, tümüyle ABD ve İsrail ile ilişkiler üzerinden kendi rejimlerini garanti altına alma tutumunda olmuşlardır. Bu, İran Devrimi sonrası başlayan gelişmelerin bir devamı niteliğini taşımaktadır.
İran rejiminin içeride uyguladığı politikalar, eleştirilmesi gereken birçok nitelik taşımaktadır. Nitekim savaş dışındaki dönemde ortaya çıkan toplumsal muhalefet hareketleri de bunu göstermektedir; ama bu durum, bugün bu savaşta İran’ın haklı tarafı temsil ettiği gerçeğini değiştirmemektedir. Bölge Kürtleri ile birlikte İran Kürtleri de geçmişte ve şimdi rejim tarafından yürütülen ayrımcı ve baskıcı politikalara rağmen, şimdiye kadar her türlü kışkırtmaya karşın genelde doğru bir hat izlemişlerdir.
İran’da daha 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başlarındaki Rus ve İngiliz emperyalist girişimlerine karşı ve daha sonra İran petrollerini millileştiren Musaddık’a karşı yapılan İngiliz/ABD darbesine karşı gelişen; etnik ve dini farklılıkları aşan İran kimliği etrafındaki milliyetçilik şimdi gerilemiştir. Bu durumun nedeni, şimdiki rejimin mezhep, yaşam tarzı ve etnik sorunlar karşısında adil politikalar oluşturamaması ile bağlantılıdır. Tabii aynı zamanda uzun zamandır süregelen ekonomik ambargoların katkıda bulunduğu ekonomik sorunlar ve yoksulluk da bu sorunları büyütmektedir. Batı medyası yayınlarında tütmüyle kendi çıkaraları bağlamında Iranlı’ yöneticileri ve oplumu “İyi- Kötü ve Esir”  kavramları etrafında kategorize ederek eele almaktadır. Bu ayrım  sanıldığı gibi o kişilerin dini, mezhebi tutum farklılıkları ile değil  tümüyle ABD/İsrail çıkaraları ile uyumlu olup olamayacağı bağlamı  temelindeki tanımlardır.  Buna rağmen savaş sürecinde genelde halkın tutumu, ABD/İsrail saldırısına karşı ülkeye bağlılık temelinde sürmektedir. 
Gerek Gazze katliamı ve soykırımı sırasında gerekse İran’a yapılan haksız saldırılar konusunda Avrupa, Amerika ve diğer dünya ülkelerinde ortaya çıkan, milyonlarca insanın katıldığı gösteriler ve sürekli düzenlenen Küresel Özgürlük Filosu (Küresel Sumud Filosu) hareketi, bu bağlamda yükselen küresel vicdanın ve insanlığın umut verici bir yüzüdür. Türkiye’de genelde zayıf kalan bu “vicdan hareketi”nin, her türlü farklı görüşte de olsa bu vicdani durum konusunda birleşik bir hareketi yükseltmesi gerekmektedir.
Toplantı; küresel emperyalist düzene karşı çıkan farklı güçlerin dünyada ve Türkiye’de evrensel değerler temelinde, dini, mezhebi, ulusal/etnik farklılıkların kendi kimlikleri ile özgürce yaşamalarını garanti altına alan bir yaklaşım çerçevesinde mücadele birlikleri oluşturması gereğine vurgu yapılarak sona erdirildi. Ortadoğu Dayanışma Ağı oluşumunun etkinliklerini sürdürme kararı toplantı katılımcıları ile paylaşıldı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir