NATO’nun Bugünü: Çin, Pasifik ve Yeni Soğuk Savaş Ortasında Türkiye-Gül Bahar

Bugün NATO, yalnızca bir askeri savunma örgütü değil; ABD emperyalizminin küresel siyasi ve ekonomik düzenini koruyan saldırgan bir yapıdır.

Ekonomik merkez, bu yüzyılda giderek Atlantik’ten Pasifik’e kayıyor. Çin dünyanın ikinci büyük ekonomisi haline gelirken, küresel ticaretin ve üretimin önemli bir bölümü Asya’da yoğunlaşıyor. Bu nedenle Çin’in yükselişi artık yalnızca ekonomik değil, jeopolitik bir mesele. Biz bunu yeni bir emperyalist gücün sahneye çıkması olarak görüyoruz; tek kutuplu dünya, yerini yeniden çok kutuplu bir güç savaşına bırakıyor.

Avrupa’nın güvenlik kaygıları büyürken, Türkiye’nin jeopolitik konumu ve askeri gücü bu yükün önemli bir bölümünü taşıyan unsurlardan biri haline gelecektir. Peki, Türkiye’nin NATO içindeki bu genişleyen rolünün Türkiye emekçilerine ödeteceği bedel ne olacaktır?

Gül Bahar / 3 Temmuz 2026

Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından liberaller, NATO’nun tarih sahnesinden çekileceğini düşünüyordu. Sonuçta ittifakın kuruluş amacı olan Sovyetler Birliği dağılmıştı. Ancak NATO dağılmak yerine büyüdü; Doğu Avrupa’ya doğru genişledi, Afganistan’da savaştı ve Libya müdahalesinde aktif rol aldı. Bugün ise gözünü Hint-Pasifik bölgesine çevirmiş durumda.

Son yıllarda Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda liderlerinin NATO zirvelerine düzenli olarak davet edilmesi, Çin’in NATO belgelerinde ilk kez açık biçimde “stratejik rakip” olarak tanımlanması ve Hint-Pasifik’e yönelik artan ABD baskısı, NATO’nun küresel bir yayılma hedefinde olduğunu açıkça gösteriyor.

Aslında ABD’nin stratejik odağının Pasifik’e kayması yeni bir gelişme değil. ABD, Barack Obama döneminde ilan edilen “Asya’ya Dönüş” (Pivot to Asia) politikasıyla diplomatik, ekonomik ve askeri ağırlığını kademeli olarak Pasifik’e yöneltmeye başlamıştı. Donald Trump döneminde Çin ile ticaret savaşı öne çıkarken, Joe Biden yönetimi ise müttefik ağlarını güçlendirerek bu yaklaşımı sürdürdü. NATO’nun Hint-Pasifik’e ilgisi de bu uzun vadeli stratejik dönüşümün bir parçası olarak değerlendirilmelidir

1949’da kurulan NATO, Sovyetler Birliği’ni çevrelemek amacıyla oluşturulmuş ve Soğuk Savaş boyunca Batı bloğunun askeri gücü olarak işlev görmüştü. Sovyetler Birliği’ndeki kapitalist restorasyonun ardından ittifak küçülmek yerine genişlemeyi seçti. Önce Doğu Avrupa ülkeleri üyeliğe kabul edildi, ardından faaliyet alanı Avrupa sınırlarının dışına taşındı.

Bugün NATO, yalnızca bir askeri savunma örgütü değil; ABD emperyalizminin küresel siyasi ve ekonomik düzenini koruyan saldırgan bir yapıdır.

Küresel Güç Dengelerinde Eksen Kayması

Ekonomik merkez, bu yüzyılda giderek Atlantik’ten Pasifik’e kayıyor. Çin dünyanın ikinci büyük ekonomisi haline gelirken, küresel ticaretin ve üretimin önemli bir bölümü Asya’da yoğunlaşıyor. Bu nedenle Çin’in yükselişi artık yalnızca ekonomik değil, jeopolitik bir mesele. Biz bunu yeni bir emperyalist gücün sahneye çıkması olarak görüyoruz; tek kutuplu dünya, yerini yeniden çok kutuplu bir güç savaşına bırakıyor.

NATO’nun Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda ile geliştirdiği ilişkileri de bu bağlamda değerlendirmek gerekir. NATO bu durumu “küresel güvenlik tehditlerine karşı iş birliği” olarak tanımlasa da asıl amaç Çin’i çevrelemeye yönelik daha geniş bir stratejinin parçasıdır. Ukrayna’daki savaşta Kuzey Kore’nin Rusya’ya verdiği askeri destek ve Çin’in Rusya ile kurduğu ortaklık, Batılı stratejistlerin “Avrupa’nın güvenliği ile Asya’nın güvenliği artık bölünemez bir bütündür” tezini savunmasına yol açıyor.

Bu genişleme yalnızca Pasifik bölgesini ilgilendiren bir durum değil. İlk bakışta Pasifik’teki gelişmeler Latin Amerika veya Afrika ile ilgisiz görünebilir. Ancak Çin’in yükselişi sadece Asya ile sınırlı kalmadı. Son yirmi yılda Pekin; Afrika’dan Latin Amerika’ya kadar birçok bölgede en büyük ticaret ortağı haline geldi. Brezilya, Şili ve Peru gibi ülkelerin dış ticaretinde Çin’in ağırlığı hızla arttı. Bu nedenle Çin ile rekabet, sadece Tayvan ya da Güney Çin Denizi meselesi değil; küresel bir emperyalist paylaşım mücadelesidir.

Aynı dönemde BRICS gibi oluşumların büyümesi, Küresel Güney ülkelerinin Batı merkezli kurumlara alternatif arayışlarını da görünür hale getirdi. Bu ülkeler NATO’ya karşı birleşik bir blok oluşturmasalar da Batı’nın çizdiği jeopolitik hatlara eskisi kadar kolay eklemlenmek istemiyorlar. Buna karşılık Pekin yönetimi de NATO’nun Asya-Pasifik’teki hamlelerini, kendisini çevrelemeyi amaçlayan bir “Soğuk Savaş zihniyeti” olarak nitelendiriyor ve Batı’nın bölgedeki askeri adımlarının küresel istikrarı bozacağını savunuyor.

Gelecekte Ne Olabilir?

Önümüzdeki yıllarda NATO’nun Pasifik’teki varlığının daha da görünür hale gelmesi kaçınılmaz görünüyor. NATO ile Pasifik’teki ABD müttefikleri arasındaki askeri ve teknolojik iş birliğinin derinleşmesi muhtemel. ABD, İngiltere ve Avustralya arasındaki AUKUS anlaşması ile ABD, Japonya, Avustralya ve Hindistan’ı bir araya getiren QUAD gibi dar katılımlı ittifaklar, bu yeni modelin en somut örnekleridir. “Mini-lateral” diye adlandırılan bu yapılar; NATO veya Birleşmiş Milletler gibi çok sayıda ülkeyi kapsayan geniş örgütlerden farklı olarak, belirli bir hedef veya güvenlik sorunu etrafında şekillenen daha küçük ve esnek iş birliği mekanizmaları anlamına geliyor.

NATO bir taraftan da IP4 (Hint-Pasifik Dörtlüsü) olarak adlandırılan Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda ile siber savunma, yapay zekâ ve deniz güvenliği gibi alanlarda entegrasyonu derinleştiriyor. Bugünkü strateji, ABD ve müttefiklerinin İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurduğu küresel düzen içindeki hegemonik konumunu koruma çabasına dayanıyor. Bu nedenle NATO’nun Pasifik’teki rolü, yeni bir Soğuk Savaş’ın kurumsal altyapısının inşası olarak yorumlanabilir. NATO ise elbette bu eleştirileri reddediyor; faaliyetlerinin uluslararası hukuk, açık deniz ticareti ve müttefik güvenliğini korumaya yönelik olduğunu savunuyor.

Bugün tartışılan mesele, NATO’nun coğrafi olarak Pasifik’e taşınıp taşınmadığından ziyade, Çin’in yükselişine karşı oluşan yeni küresel güvenlik mimarisindeki rolüdür. Bu nedenle “Küresel NATO” tartışması yalnızca askeri bir başlık değil; aynı zamanda dünya ekonomisinin, güç dengelerinin ve Küresel Güney’in geleceğinin nasıl şekilleneceğine dair bütünsel bir kavgadır. Pasifik’te yaşananlar, 21. yüzyılın yeni güç mücadelesinin nerede ve nasıl yaşanacağını şimdiden gösteriyor.

Türkiye Bu Denklemde Nerede Duruyor?

NATO’nun Hint-Pasifik’e yönelmesi ilk bakışta Türkiye’den uzak bir gelişme gibi görünebilir. Ancak ittifakın giderek küreselleşen güvenlik anlayışı, Türkiye’nin konumunu da doğrudan etkileme potansiyeline sahip.

Türkiye bugün NATO’nun en büyük ordularından birine sahip olmasının yanı sıra Karadeniz, Kafkasya, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’nun kesişim noktasında bulunuyor. Bu nedenle NATO açısından yalnızca bir üye ülke değil, aynı zamanda kritik bir askeri ve lojistik merkez olarak işlev görüyor. Son yıllarda savunma sanayisinde yaşanan büyüme, yerli askeri teknolojiler ve İHA/SİHA sistemlerindeki gelişmeler de Türkiye’nin ittifak içindeki ağırlığını artırıyor. Değişen küresel güvenlik mimarisi içinde Türkiye’nin askeri kapasitesi, NATO açısından daha stratejik bir değer kazanıyor.

Avrupa’nın güvenlik kaygıları büyürken, Türkiye’nin jeopolitik konumu ve askeri gücü bu yükün önemli bir bölümünü taşıyan unsurlardan biri haline gelecektir. Peki, Türkiye’nin NATO içindeki bu genişleyen rolünün Türkiye emekçilerine ödeteceği bedel ne olacaktır?

NATO’nun Pasifik’e uzanan yeni yönelimi, bu yüzden yalnızca Çin’i ya da Asya-Pasifik bölgesini ilgilendiren uzak bir gündem değildir. Aynı zamanda Türkiye gibi ülkelerin küresel güvenlik mimarisinde nasıl bir taşeronluk veya ileri karakol rolü üstleneceği sorusunu gündeme getirmektedir. Bu yönelim, mevcut egemen kılıç rejiminin Türkiye finans kapitali ve uluslararası emperyalizm için taşıdığı kritik öneme de doğrudan ışık tutmaktadır.

……………………………………………………..

Bu yazı 3 Temmuz 2026′ da

Marksizm Şimdi! yeni logo  dergisinde yayınlanmıştır.

https://marxsimdi.com/natonun-bugunu-cin-pasifik-ve-yeni-soguk-savas-ortasinda-turkiye/

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir