Gözetim Toplumuna Karşı Demokratik Haklarımızı Savunalım

Dijital teknolojilerin hızla gelişmesi hayatın birçok alanında yeni olanaklar yaratırken, devletlerin ve özel şirketlerin bireyleri izleme, tanımlama ve haklarında büyük miktarda veri toplama kapasitesini de daha önce görülmemiş ölçüde artırıyor. Bu gelişmenin demokratik haklar açısından en önemli sonuçlarından biri, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı üzerindeki etkisi.

Hakikat Adalet Hafıza Merkezi tarafından 2026 yılında yayımlanan, Irmak Erdoğan’ın hazırladığı “Gözetim Teknolojilerinin Toplantı ve Gösteri Hakkı Üzerindeki Etkisi: Türkiye Örneği” başlıklı politika belgesi, bu sorunu Türkiye özelinde ve uluslararası gelişmelerle karşılaştırmalı biçimde ele alıyor. Çalışma, gözetim teknolojilerinin yalnızca kişisel verilerin korunması ve özel hayatın gizliliği açısından değil, ifade, örgütlenme ve barışçıl toplanma özgürlükleri açısından da değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Gözetim yalnızca “izlemek” değildir

Günümüzde gözetim, sokaklardaki güvenlik kameralarından çok daha geniş bir alanı kapsıyor. Yüz tanıma ve diğer biyometrik tanıma sistemleri, internet trafiğinin izlenmesi, sosyal medya takibi, sosyal ağ analizi, IMSI yakalayıcılar, casus yazılımlar ve yapay zekâ destekli sistemler insanların yalnızca nerede bulunduğunu değil, kimlerle ilişki kurduğunu ve hangi faaliyetlere katıldığını da belirleyebiliyor.

Bu nedenle mesele, yalnızca kişisel mahremiyet meselesi değildir. Bir toplantı veya gösterinin gerçekleşebilmesi için insanların önceden birbirleriyle iletişim kurabilmesi, örgütlenebilmesi, ortak karar alabilmesi ve aralarında güven ilişkisi oluşturabilmesi gerekir. Gözetim bu süreçlere müdahale ettiğinde, henüz gösteri başlamadan toplanma ve örgütlenme hakkının kullanılma koşullarını etkileyebilir.

Raporun dikkat çektiği önemli kavramlardan biri bu nedenle “caydırıcı etki”dir (chilling effect). İnsanlar bir gösteriye katıldıklarında yüzlerinin kaydedileceğini, sosyal medya hesaplarının incelenebileceğini, geçmiş ve gelecekteki faaliyetleriyle ilişkilendirilebileceklerini düşünürlerse davranışlarını değiştirebilir, düşüncelerini açıklamaktan veya bir gösteriye katılmaktan vazgeçebilirler. Gözetimin varlığı böylece doğrudan bir yasaklama olmaksızın da siyasal katılımı sınırlayabilir. Raporda bu durumun otosansürü güçlendirebileceği ve demokratik kamusal alanı daraltabileceği vurgulanıyor.

Türkiye’de genişleyen gözetim kapasitesi

Rapor, Türkiye’de fiziksel ve dijital gözetim kapasitesinin giderek genişlediğine dikkat çekiyor. Kamera sistemleri ve biyometrik veritabanlarının yanı sıra internet trafiğini ayrıntılı biçimde inceleyebilen teknolojiler, sosyal medya izleme yöntemleri, casus yazılımlar ve başka teknik araçlar bu kapasitenin parçalarını oluşturuyor.

Bu teknolojilerin önemli özelliklerinden biri, gözetimin yalnızca eylem sırasında yapılmasını değil, elde edilen verilerin daha sonra başka verilerle karşılaştırılmasını ve kişilerin geriye dönük olarak tespit edilmesini mümkün kılmasıdır. Böylece bir kişi yalnızca gösteri sırasında izlenmekle kalmamakta; daha sonra kimliği belirlenebilmekte, başka kişiler ve faaliyetlerle ilişkilendirilebilmektedir.

Rapora göre bu gelişme özellikle anonim biçimde siyasal katılım imkânını daraltmaktadır. Kamusal alanda bulunmak, kişinin bütün kimlik bilgilerinin devlet tarafından otomatik biçimde tespit edilmesini ve sürekli izlenmesini kabul ettiği anlamına gelmez. “Bir başkası tarafından görülebilir olmak” ile “devlet tarafından teşhis edilip sürekli izlenebilir olmak” arasında temel bir fark vardır.

“Seçici gözetim” ve ayrımcılık tehlikesi

Gözetim teknolojilerinin önemli sorunlarından biri de görünüşte tarafsız çalışan teknolojilerin mevcut toplumsal eşitsizlikleri yeniden üretebilmesidir.

Yüz tanıma sistemlerinin hata oranları kullanılan veri tabanlarına ve çevresel koşullara göre değişebiliyor. Büyük kalabalıklarda küçük hata oranları bile çok sayıda kişinin yanlış tanımlanmasına neden olabiliyor. Ayrıca kullanılan veri setlerinin toplumun bütün kesimlerini eşit biçimde temsil etmemesi bazı grupların daha fazla yanlış tanımlanmasına veya hedef haline gelmesine yol açabiliyor.

Benzer bir tehlike “öngörücü polislik” gibi algoritmik sistemlerde de ortaya çıkıyor. Geçmişte daha fazla polis denetimine uğramış mahalle ve toplumsal gruplara ait veriler sisteme girdiğinde, algoritma aynı bölgeleri yeniden “riskli” olarak tanımlayabiliyor. Böylece geçmişteki eşitsizlikler teknolojik sistemler aracılığıyla yeniden üretilebiliyor. Rapor bunu “seçici gözetim riski” çerçevesinde tartışıyor.

Türkiye’de önemli bir hukuki boşluk bulunuyor

Raporun Türkiye açısından en önemli saptamalarından biri, gözetim teknolojilerindeki hızlı gelişmeye karşılık hukuki düzenlemelerin aynı hızla gelişmemiş olmasıdır.

Türkiye’de Avrupa Birliği Yapay Zekâ Yasası’na benzer şekilde yapay zekâ temelli gözetim teknolojilerini bütüncül biçimde düzenleyen bir yasal çerçeve bulunmuyor. Bu nedenle yüz tanıma sistemleri, sosyal ağ analizleri ve çeşitli dijital izleme yöntemlerinin hangi koşullarda kullanılabileceği konusunda önemli belirsizlikler bulunuyor.

Rapor özellikle MOBESE sistemlerinin kurulması, veri kaydetmesi ve bu verilerin saklanması konusunda açık ve kapsamlı bir yasal düzenlemenin bulunmadığına dikkat çekiyor. Yüz tanıma teknolojilerinin kamera sistemlerine eklenmesi ise sorunu daha da büyütüyor; çünkü artık yalnızca görüntü değil, kişilerin kimliğini belirlemeye yarayan biyometrik veriler de işlenebiliyor.

Benzer hukuki sorunlar internetten veri çekme, IMSI yakalayıcılar ve başka yeni gözetim araçları açısından da geçerli. Rapor bu nedenle gözetim teknolojilerinin kullanımının açık, ayrıntılı ve teknolojiye özgü yasalarla düzenlenmesini; veri toplamanın amacı, kapsamı ve süresinin sınırlandırılmasını ve uygulamaların etkili ve bağımsız denetime açılmasını savunuyor.

Gözetim demokratik toplumun meselesidir

Raporun ortaya koyduğu temel mesele, teknolojinin kendisinden çok teknolojinin kim tarafından, hangi amaçla, hangi hukuki sınırlar içinde ve nasıl bir denetime tabi olarak kullanıldığıdır.

Güvenlik gerekçesi, sınırsız veri toplamayı ve bütün yurttaşların potansiyel şüpheli gibi izlenmesini meşrulaştırmamalıdır. Özellikle yüz tanıma ve diğer biyometrik ya da yapay zekâ tabanlı sistemlerin hedef gözetmeksizin kullanılmasının yasaklanması; gözetimin kanuni bir temele, meşru bir amaca ve ölçülülük ilkesine dayanması gerektiği belirtilmektedir.

Çalışma bu nedenle yalnızca yasa koyuculara değil; avukatlara, insan hakları savunucularına ve sivil toplum kuruluşlarına da görev düştüğünü vurguluyor. Hukuka aykırı biçimde toplanmış verilerin yargılamalarda sorgulanması, kişilerin kendileri hakkında hangi verilerin tutulduğunu öğrenme haklarının etkin biçimde kullanılması ve gözetim teknolojilerinin çalışma biçimlerinin araştırılması önem taşıyor.

Sivil toplum açısından ise bağımsız araştırma ve belgeleme yapılması, gözetim teknolojilerini üreten ve satan şirketlerin izlenmesi, ulusal ve uluslararası kuruluşlar arasında iş birliği geliştirilmesi ve toplumun dijital haklar konusunda bilinçlendirilmesi öneriliyor.

Bu tartışmanın özü basittir: Barışçıl toplantı ve gösteri hakkı yalnızca insanların sokağa çıkabilmesi değildir. İnsanların izlenme ve sonradan hedef alınma korkusu yaşamadan iletişim kurabilmesi, örgütlenebilmesi, farklı görüşlerini açıklayabilmesi ve kamusal hayata katılabilmesi de bu hakkın ayrılmaz parçasıdır.

Gözetim teknolojilerinin hızla yaygınlaştığı bir dönemde demokratik toplumun önündeki temel sorun, güvenlik ile özgürlük arasında soyut bir tercih yapmak değil; teknolojik gücün hukuk, temel haklar, şeffaflık, ölçülülük ve demokratik denetim altında tutulmasını sağlamaktır.

Rapor: Irmak Erdoğan, Gözetim Teknolojilerinin Toplantı ve Gösteri Hakkı Üzerindeki Etkisi: Türkiye Örneği, Hakikat Adalet Hafıza Merkezi, 2026.

Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz https://hakikatadalethafiza.org/haberler/gozetim-teknolojilerinin-toplanti-ve-gosteri-hakki-uzerindeki-etkisi-turkiye-ornegi?utm_source=brevo&utm_medium=email&utm_campaign=Gzetim%20Teknolojilerinin%20Toplant%20ve%20Gsteri%20Hakk%20zerindeki%20Etkisi%20Trkiye%20rnei%20Politika%20Belgesi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir