Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan Kürt meselesine ilişkin çerçeve yasa tasarısını, içerdiği çok önemli eksikliklere ve mevcut siyasal iktidarın demokrasi konusundaki ülke adına utanç verici ve her geçen gün artan otoriter yönelimine rağmen, Türkiye’nin uzun ve zorlu demokratikleşme yolunda önemli bir başlangıç adımı olarak değerlendiriyoruz.
Öncelikle açıkça ifade etmek isteriz ki, silahların susması tek başına barış anlamına gelmez. Daha da ileri gidersek Kürt sorunu çözülse dahi bu Türkiye’nin demokrasi sorunlarının çözüldüğü anlamına gelmeyecektir. Türkiye hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, ifade ve örgütlenme özgürlüğü, sendikal haklar, eşit yurttaşlık ve sosyal adalet alanlarında ciddi sorunlarla karşı karşıya olmaya devam edecektir.
Bir son değil uzun bir mücadelenin yeni bir başlangıcı
Bununla birlikte, silahlı çatışmanın sona ermesi, bütün bu demokratik mücadelelerin çok daha güçlü biçimde siyasal ve toplumsal alana taşınabilmesi için yeni bir tarihsel imkân yaratmaktadır. Biz bu nedenle süreci bir son değil, uzun bir demokratik mücadele döneminin başlangıcı olarak görüyoruz.
Bugüne kadar Türkiye’de birçok demokratik talep, “terör” ve “güvenlik” politikalarının gölgesinde bastırılmıştır. Kürt meselesinin silahlı çatışma zemininden çıkması, yalnızca Kürt halkının demokratik hakları açısından değil; işçilerin, kadınların, gençlerin, sendikaların, meslek örgütlerinin ve bütün demokrasi güçlerinin daha geniş bir siyasal mücadele alanına kavuşması bakımından da önemli bir gelişmedir.
Bu nedenle, Kürt siyasal hareketinin silahlı mücadeleyi geride bırakarak demokratik siyaset yolunu esas alma yönündeki kararını tarihsel önemde olumlu bir adım olarak değerlendiriyoruz. Aynı şekilde devletin, uzun yıllar boyunca yalnızca güvenlik politikalarıyla ele aldığı bu konuda müzakere ve yasal düzenleme yoluna yönelmesini de olumlu karşılıyoruz. Ancak bu olumlu değerlendirme, mevcut iktidarın demokrasi konusunda samimi ve kapsamlı bir dönüşüm gerçekleştireceği yönünde bir beklenti taşıdığımız anlamına gelmemektedir.
Hukuk dışı, anti demokratik uygulamalar devam ederken devletin attığı bu adımı, esas olarak değişen bölgesel jeopolitik koşulların ve güvenlik hesaplarının etkisiyle ortaya çıkmış sınırlı bir siyasal yönelim olarak değerlendiriyoruz.
Siyasal süreçlerde küçük adımların hangi yöne evrileceğini toplumsal mücadele belirler
Ancak tarihte birçok kez görüldüğü gibi, siyasal süreçlerin başlangıç nedenleri ile tarihsel sonuçları aynı değildir. Egemen siyasal aktörler kendi ihtiyaçları doğrultusunda bazı adımlar atabilir; fakat bu adımların hangi yöne evrileceğini toplumların mücadelesi belirler.
Egemen güçler kendi hesaplarını yaparlar, ama halkların da kendi hesabı vardır!
Bizim hesabımız, bu yeni siyasal zemini demokratikleşme, eşit yurttaşlık ve sosyal adalet yönünde büyütebilmek olmalıdır. SAHİ olarak temel görevin barışın toplumsallaştırılması olduğunu düşünüyoruz.
Barış yalnızca devlet ile Kürt siyasal hareketi arasında yürüyen bir müzakere süreci olarak kalmamalıdır. Türk ve Kürt halklarının, emekçilerin, kadınların, gençlerin, demokrat düşünceli tüm inanç çevrelerinin, sendikaların, meslek örgütlerinin ve bütün demokratik toplumsal dinamiklerin ortak mücadelesi haline gelmelidir.
Dışarıdan yorumlamak değil toplumsal İiradeyi büyültmek
Bu nedenle tarihsel sorumluluğumuz, sürecin dışarıdan yorumcusu olmak değil; onu demokratikleşme doğrultusunda geliştirecek toplumsal iradeyi büyütmektir. Bunun yolu ise emek, demokrasi, eşit yurttaşlık ve sosyal adalet temelinde geniş bir toplumsal birlik oluşturmaktan geçmektedir. Biz bu birliği Emek Temelli Demokratik Halk Bloku olarak tanımlıyoruz. Bu, geçici bir seçim ittifakı değil; toplumun farklı kimliklerini ve toplumsal kesimlerini ortak demokratik değerler etrafında buluşturmayı hedefleyen uzun vadeli bir demokratik dönüşüm projesi olmalıdır.
Bundan Sonra Ne Yapmalı?
SAHİ olarak bütün demokratik güçlere şu ortak görevleri öneriyoruz:
- Kürt meselesinin çözümünü yalnızca devlet ile siyasal aktörler arasındaki görüşmelere bırakmamak; barışın toplumsallaşması için toplumun her kesiminde diyalog ve ortak çalışma zeminleri oluşturmak.
- Demokratik çözüm sürecinin hukuki güvencelerini güçlendirecek, ifade özgürlüğünü, örgütlenme hakkını ve eşit yurttaşlığı geliştirecek reformlar için ortak mücadele yürütmek.
- Türk ve Kürt emekçileri, kadınları, gençleri, sendikaları, demokrat düşünceli tüm inanç çevrelerini, kısacası bütün demokratik güçleri ortak bir demokrasi ve sosyal adalet programı etrafında buluşturmak.
- Kürt meselesinin çözümünü, Türkiye’nin genel demokratikleşme, hukuk devleti ve sosyal adalet mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olarak ele almak.
- Savaşın ve kutuplaşmanın dili yerine diyalogu, ortak yaşamı ve demokratik siyaseti güçlendiren yeni bir toplumsal kültürün gelişmesine katkı sunmak.
Asıl mücadele şimdi başlamaktadır.
Demokratik Cumhuriyet, eşit yurttaşlık, hukuk devleti ve sosyal adalet ancak toplumun örgütlü mücadelesiyle kazanılabilir!

