Yazan: Liam Crisan, Counter Punch.
29 Ocak 2024
Bu ay, Amerika kıtasındaki en büyük toplumsal hareketin 40. yıldönümünü kutlanıyor: Brezilya Topraksız İşçi Hareketi veya MST (Portekizce Movimento dos Trabalhadores Rurais Sem Terra).

Bir grup yerinden edilmiş çiftçinin mücadelesi olarak başlayan süreç, onlarca yıl içinde iki milyona yakın üyesi ve Brezilya’nın 26 eyaletinden 24’ünde varlığıyla kitlesel bir harekete dönüştü. Bugün hareket, Brezilya’nın en büyük organik gıda üreticisi ve tüm Latin Amerika’nın en büyük organik pirinç üreticisidir.
Brezilya dünyanın en eşitsiz ülkelerinden biri olmayı sürdürürken, MST 40 yıllık varoluşu boyunca inanılmaz bir ilerleme kaydetti; bu başarılar, Amerika Birleşik Devletleri’nde ve başka yerlerde kırsal eşitsizliği azaltma çabalarına ilham kaynağı olabilir.
Kırk Yıllık Tabandan Toprak Reformu
MST, kullanılmayan, verimsiz arazileri yeniden dağıtmak için Brezilya’nın hukuk sistemini kullanıyor. Anahtar nokta: Ülkenin 1988 anayasasının 184. maddesi, hükümete “sosyal işlevini yerine getirmeyen” arazileri kamulaştırma ve yeniden dağıtma yetkisi veriyor.
MST bu gücünü 350.000 ailenin arazi tapusu almasına yardımcı olmak için kullandı. Bu aileler Brezilya genelinde “nispeten özerk kırsal topluluklarda” yaşıyor; doğrudan demokrasi ve sürdürülebilir tarım ilkeleri etrafında örgütlenmiş topluluklar.
Birincil hedefleri: Açları doyurmak ve insanları eğitmek.
Bunu yapmak için MST, eleştirel pedagojiyi ve sürdürülebilir tarımı savundu. 2000 yılından bu yana, çevre ve toplumun ihtiyaçlarını dengelemeyi amaçlayan akademik bir disiplin ve sürdürülebilir tarım yaklaşımı olan agroekoloji, hareketin platformunun merkezi bir parçasını oluşturdu. Agroekolojiyi dirençli gıda sistemlerinin anahtarı olarak gören hareket, bu disiplinde dersler sunmak için sıklıkla devlet üniversiteleriyle ortaklık kurarak araştırmalarına öncülük etti.

Brezilya Topraksız İşçi Hareketinin Stratejisi ve Siyasi Vizyonu; İşgal Et, Diren, Üret
Aslında MST sürdürülebilir tarımı demokrasinin bir uzantısı olarak görüyor.
Üç MST tarımsal-ekoloji eğitim lideri, “Bugün, toprak reformu için mücadele etmek, devam eden demokratikleşme sürecini derinleştirmek anlamına gelir” diye yazdı. “Agroekoloji, ısrarlı toprak reformu tartışmasının merkezinde yer alıyor ve hem kırsalda hem de şehirde yaşayanlar için gıda egemenliğine giden yolu işaret ediyor.”
Brezilya Topraksız İşçi Hareketinin Stratejisi ve Siyasi Vizyonu; İşgal Et, Diren, Üret
MST, devlet üniversiteleriyle yaptığı çalışmaların ötesinde birçok başka eğitim programı da düzenlemektedir.

Bir MST yürüyüşü sırasında oluşturulan geçici okul (1990’ lı yıllar). Fotoğraf: Paulo Pinto,.
Geçtiğimiz kırk yılda bu programlar 100.000 Brezilyalının okuryazar olmasına yardımcı oldu. Brezilyalı eğitimci ve filozof Paulo Freire’den ilham alan eğitim girişimleri, yaratıcılığı ve eleştirel düşünceyi merkeze alıyor.
Bir MST lideri şöyle açıklıyor: “Çocuklara etraflarına bakmayı ve gördüklerini olduğu gibi kabul etmemeyi öğretiyoruz… Onları soru sormaya teşvik ediyoruz” diye açıklıyor.

Çocuklar eğitim ile ilgili manifestolarını Milli Eğitim Bakanlığı binası önünde okurken – MST
Son olarak, Kovid-19 salgını sırasında hareket hayat kurtardı. Brezilya’nın ulusal bir gıda tedarik politikası yok ve Brezilyalıların yarısından fazlası bir dereceye kadar gıda güvensizliği yaşıyor; nüfusun yüzde 9’u açlıktan ölme riskiyle karşı karşıya. Pandemi sırasında gıda güvensizliği oranlarının rekor seviyelere ulaşmasıyla durum daha da kötüleşti.

Pandemi, birçok kaybın yaşandığı üzücü bir zaman ve aynı zamanda MST’nin ürettiklerini paylaşabileceği bir an oldu – Foto: MST no PE/Ana Olívia Godoy
Hükümetin ve özel sektörün bıraktığı boşlukları dolduran MST, 7.000 tondan fazla gıda bağışladı, 50.000’den fazla yüz maskesi dağıttı ve 2.000’den fazla ilk müdahale ekibine eğitim verdi. Bu, o zamandan beri hareketin aktif bir müttefiki olarak kalan Papa Francis de dahil olmak üzere uluslararası övgüye yol açtı.
Yıllar geçtikçe MST, kamu sağlığı eşitsizliklerinden LGBTQ haklarına, ırkçılık karşıtlığına ve gelişen uluslararası ilişkilere kadar geniş bir dizi sorunla yüzleşerek kapsamını genişletti. Buna rağmen MST’nin temel sorunu değişmeden kaldı: tarım reformu.
MST bu süreçte bazı düşmanlar edindi -hareketin sağlam yasal dayanağını görmezden gelen, işgallerini “işgaller” ve topraksızları “suçlular” olarak adlandıran muhalifler- ama çoğunlukla topraksız işçiler ilerleme kaydetti. Ve bu ilerlemeyle müttefikler edindiler.
Geçen Mayıs ayında, Brezilya’nın Tarımsal Kalkınma Bakanı, hareketin “ülkemizdeki sosyal eşitsizliğin azaltılması açısından çok önemli” olduğunu vurguladı.
Brezilya’da Kırsal Sömürü Derinlemesine Yerleşmiş
Elbette köklü bir sorunu çözmek için yapılması gereken çok iş var. İktisatçı Lee J. Aliston’ın yazdığı gibi, “Brezilya, tarihinin büyük bir kısmı boyunca, latifundia olarak bilinen büyük, çoğu zaman verimsiz mülklerle karakterize edilen oldukça yoğun bir mülkiyet yapısına sahip olmuştur.”

Brezilya, Amerika kıtasında köleliği kaldıran son ülkeydi ve hem köleliğin kaldırılmasından önce hem de sonra, kırsal işçilerin küçük arazileri sistematik olarak yağmalanıyordu. Bu fenomen o kadar yaygındı ki Brezilyalılar bunun için bir kelime icat ettiler: grilagem.
Her ne kadar çoğu zaman sahtecilik, rüşvet ve şiddet içeren gözdağıyla ilişkilendirilse de, grilagem hükümet politikası biçimini bile almıştır. Brezilya’yı 1964’ten 1985’e kadar yöneten askeri diktatörlük, “modernizasyon” hamlesinin bir parçası olarak, birçok küçük aile mülkiyetindeki çiftliği büyük sanayi operasyonları lehine yerinden ediyor ve arazi mülkiyeti daha da seçkin bir azınlığın elinde yoğunlaşıyor.
Kırsal Amerika Benzer Eğilimler Yaşadı
Amerika Birleşik Devletleri’nde kırsal eşitsizliğin tarihi ve bununla mücadele çabaları da aynı derecede derindir. 1856’da kölelik karşıtı Siyah lider Frederick Douglass, “dünyanın refahı, toprak tekellerinin kaldırılmasını gerektirir” uyarısında bulundu. Douglass ayrıca, yoğunlaşmış toprak mülkiyetinin “tüm uygar dünyayı milyonerler ve dilencilerin meskenine” dönüştürdüğüne inanıyordu.

Büyük tarım şirketlerinin gücüne kapılan Amerikalı politikacılar, Douglass ve diğerlerinin uyarılarını büyük ölçüde görmezden geldiler; kâr adına küçük çiftçileri sıkıştıran ve kırsal toplulukları yok eden politikalar benimsediler. Geçtiğimiz yarım yüzyılda Amerika Birleşik Devletleri bir milyondan fazla çiftliği kaybetti. Geçtiğimiz otuz yılda, ABD’de her gün 40 aile sığırı işletmesi iflas etti.
Şimdi, 21. yüzyılda Brezilya nüfusunun yüzde 3’ü ekilebilir arazilerin üçte ikisinden fazlasına sahipken, ABD nüfusunun yüzde 1’i tüm özel arazilerin üçte ikisine sahip.
Kırsal Eşitsizliğin Daha Geniş Etkileri
Bu aşırı düzeydeki kırsal eşitsizlik kentsel eşitsizlikten ayrı değil. Tarım sektöründe daha az rekabet, daha yüksek gıda fiyatları anlamına geliyor; bu da tüm çalışan ve orta sınıf Amerikalılar için zorlukların artması anlamına geliyor.
2019 yılında en büyük dört sığır eti paketleme firması ABD pazarının yüzde 85’ini kontrol ediyordu. Pandemi sırasında bu dört firma fiyatlarını artırdı ve rekor kar elde etti; bu da Kongre’de olası antitröst ihlallerine ilişkin endişeleri artırdı. Bugün gıda fiyatları tarihsel ortalama oranların üzerinde kalıyor ve bu da eşitsizliği derinleştiriyor. Amerikalıların en düşük ücrete sahip yüzde 20’si artık gelirlerinin neredeyse üçte birini gıdaya harcıyor; bu da en zengin yüzde 20’nin yaklaşık dört katı.
Kırsal eşitsizlik aynı zamanda çevresel bozulmaya da katkıda bulunuyor. Küçük ve orta ölçekli çiftliklerin yerini alan endüstriyel çiftlikler daha fazla çevreyi kirletiyor, bizi daha zehirli pestisitlere maruz bırakıyor ve hatta virüslerin insanlardan hayvanlara yayılmasını kolaylaştırıyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programına göre dünya çapındaki endüstriyel tarımın çevreye maliyeti her yıl 3 trilyon dolar.
Dördüncü nesil Missouri sığır ve tahıl çiftçisi Darvin Bentlage bir köşe yazısında şöyle açıklıyor: “Bizim, yani çiftçilerin ve tüketicilerin kontrol ettiği bir gıda sistemi, çok uluslu şirketlerin kârlarını insanların, çevrenin ve ulusal güvenliğimizin önüne koyamaz.” “Pandemileri ve savaşları şirketlerin zenginleşme fırsatları olarak görmek yerine, işler zorlaştığında müdahale edebilir ve yardımcı olabiliriz.”
Bu zor zamanlarda Amerikalılar, kırsal politikanın kar marjlarından ziyade sosyal hedefler tarafından yönlendirilebileceğine dair bir umut kaynağı olarak MST’ye bakabilirler.
Missouri’li çiftçi David Bentlage’ın sözleriyle, “gıdamızın kontrolünü merkezi olmayan hale getirecek [ve] bağımsız aile çiftliklerini endüstriyel fabrika çiftlikleriyle değiştirmeyi amaçlayan çok uluslu tarım şirketlerinin aşırı ekonomik ve politik gücünü dizginleyecek” yasalar talep etmeliyiz.
Kırsal eşitsizlik ülkelerimizde derinlere yerleşmiş durumda. Ama bu şekilde olmak zorunda değil. Brezilya’da 40 yıllık tabandan gelen toprak reformunun ardından Topraksız İşçi Hareketi’nin yaşayan mirası budur.

