Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş üçüncü yılına girerken cephelerde çatışmalar, diplomasi sahnesinde ise yeni arayışlar sürüyor. Son haftalarda yaşanan gelişmeler; Batı’nın ekonomik ve askerî baskısının yoğunlaştığını, Rusya’nın ise güç gösterilerini artırarak müzakere masasındaki konumunu sağlamlaştırmaya çalıştığını gösteriyor. Fakat bütün bu askeri ve siyasi manevraların ötesinde asıl ihtiyaç, insani bir nefes: Adil bir barışın yeniden konuşulması.
Batı Cephesinde Sertlik ve Tereddüt
Washington yönetimi, Ukrayna’ya yönelik askeri ve mali desteğini sürdürüyor. Son olarak ABD yönetimi, Kiev’e uzun menzilli Tomahawk tipi seyir füzeleri sağlama kararı üzerinde tartışıyor. Ancak bu karar, hem Amerikan kamuoyunda hem de müttefik ülkelerde yeni bir tırmanma endişesine yol açmış durumda. ABD içinde de görüş ayrılıkları belirginleşiyor; bazı istihbarat birimleri, Rusya’nın barış için samimi olmadığı görüşünü savunurken, bazı diplomatlar diplomatik kanalların açık kalması gerektiğini vurguluyor. Bu tartışmalar, Washington’un Ukrayna savaşına yaklaşımında kararlılık kadar yorgunluk sinyallerinin de belirginleştiğini gösteriyor.
Avrupa cephesinde ise benzer bir ikilem yaşanıyor. AB liderleri, Ukrayna’nın savunmasını desteklerken Rusya’ya yönelik ekonomik yaptırımların yeni bir aşamasını tartışıyor. Enerji bağımlılığını azaltma, askeri yardımların koordinasyonu ve savaş sonrası yeniden yapılanma fonları üzerinde yoğun görüşmeler yürütülüyor. Ancak halk düzeyinde savaşın uzamasına karşı artan bir rahatsızlık söz konusu. Berlin, Paris ve Roma’da düzenlenen barış yanlısı gösteriler, Avrupa kamuoyunun savaş yorgunluğunu yansıtıyor. Rusya ile ticaretin azalmasının ve artmakta olan savaş harcamalarının faturasının sosyal destek bütçelerine kesildiği ortramda savaş karşıtı eğilimler güçlenmektedir.
Moskova’dan Güç Gösterisi
Kremlin son dönemde yeni nesil nükleer kapasiteli Burevestnik füze sisteminin test edildiğini duyurdu. Bu açıklama, hem iç kamuoyuna hem de Batı’ya yönelik bir mesaj niteliğinde: ‘Rusya hâlâ güçlü ve kararlı.’ Putin yönetimi, bu tür hamlelerle müzakere masasına güçlü oturma arzusunu açıkça gösteriyor. Bununla birlikte Moskova, doğu ve güney Ukrayna’da kontrol ettiği bölgelerde idari yapılanmayı derinleştirerek, fiilî ilhak sürecini pekiştiriyor. Bu da savaşın sadece cephelerde değil, hukuki ve siyasi düzlemde de devam ettiğini gösteriyor.
Rusya Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, son günlerde yaptıkları açıklamalarda, ABD ve Avrupa ile doğrudan görüşmelere kapalı olmadıklarını, ancak bunun ‘eşit şartlarda’ olması gerektiğini vurguladı. Bu söylem, Moskova’nın güvenlik garantileri talebini hâlâ temel öncelik olarak gördüğünü ortaya koyuyor.
Savaşın Bedeli ve Barışın İhtiyacı
Savaşın üçüncü yılına yaklaşılırken Ukrayna’da sivil kayıplar, enerji altyapısının yıkımı ve milyonlarca insanın yerinden edilmesi derinleşiyor. Rusya’da ise ekonomik yaptırımların etkisiyle enflasyon artarken, savunma sanayine yönlendirilen kaynaklar toplumsal refahı daraltıyor. Her iki ülke de insani, ekonomik ve psikolojik açıdan ağır bir bedel ödüyor. Dünya genelinde enerji fiyatlarının dalgalanması ve gıda arz güvenliği de bu savaşın küresel yansımalarından biri haline geldi.
Bu nedenle, sadece askeri dengeye değil, diplomatik dengeye de ihtiyaç var. Ateşkes ve insani koridorlar, taraflar arasında güven tesis etmenin ilk adımı olabilir. Türkiye’nin ve Birleşmiş Milletler’in arabuluculuk girişimleri, geçmişte olduğu gibi bugün de değerli. Barışa yönelik yeni bir sürecin başlaması için hem Rusya hem Ukrayna’nın sınırlı ama anlamlı tavizler vermesi kaçınılmaz görünüyor.
Geleceğe Dair İhtimaller
Analistler önümüzdeki kışı savaşın seyrinde belirleyici bir dönem olarak görüyor. Ukrayna’nın savunma kapasitesi büyük ölçüde Batı’dan gelecek desteğe bağlı. Eğer yardım akışı aksarsa, Kiev’in askeri baskı altında kalma riski artabilir. Öte yandan Rusya, ekonomik olarak zorlandıkça enerji kartını daha agresif biçimde kullanabilir. Bu tablo, savaşın dondurulmuş bir çatışmaya dönüşmesi ihtimalini güçlendiriyor.
Ancak bütün bu olasılıkların ötesinde asıl mesele, barışın yeniden düşünülmesidir. Savaşın sonunda bir kazanan olmayacak; ama barışın bir kazananı olabilir: insanlık.
Bugün yapılması gereken, yeni silah paketleri değil, yeni bir barış dili üretmektir. Çünkü bu savaşın sonunda hiçbir taraf tam anlamıyla zafer kazanamayacak. Kazanan, ancak silahların sustuğu, müzakerenin başladığı gün olacaktır.

