KAMUOYUNUN DİKKATİNE
“Yenidoğan Çetesi” ve Bebek Ölümleri
Bu olay ülkemizde diğer birçok sektörde görülen çürüme ve çeteleşme eğiliminin, azami kar amacı ile çalışan bazı “sağlık sektörü” kurumlarında da ortaya çıkan görünümüdür!
Bebek ölümleri ve “Yenidoğan Çetesi” ile gündeme gelen olay toplumda büyük tepki ve şaşkınlık ile karşılaşılandı. Olay Mayıs 2024 tarihinde bir hasta yakınının ihbarı ile başlayan ve İstanbul Sağlık Müdürlüğünün savcılığa ihbarı ile açılan soruşturmayı yürüten savcının makamında tehdit edilmesi ve ardından bazı şüpheli suçluların medyada yer alan konuşmaları ile çok daha büyük ölçüde kamuoyuna yansıdı ve tepki yarattı.
Henüz soruşturma ve yargılama aşamasında olan olayla ilgili gerçeklerin açığa çıkarılacağı ve suçluların gerekli cezayı alacağı inancındayız. Fakat bazı şüphelilerin bulundukları makamlar ve siyasetin üst düzey yöneticileri ile olan ve basına yansıyan ilişkileri bu olayda da yargının tam olarak işleyebileceği umutlarımızı zayıflatmaktadır.
Bu olayı sadece şüpheli kişi ve bazı sağlık kurumlarını ilgilendiren adli, hukuki bir olay olarak anlamak çok eksik bir değerlendirme olacaktır. Genelde olay ülkenin her yerinde, her kurum ve sektörde yüz yüze geldiğimiz çürüme, çeteleşme olayları ile benzerdir. Bu olaydaki çürüme ve çeteleşmenin altında yatan dinamik ise bir kamu hizmeti olması gereken sağlığın büyük ölçüde kar/rant amaçlı piyasa mekanizmalarına terk edilmiş halidir.
“SGK’ dan daha fazla para almak amacı ” bugün yer yer kamu sağlık kurumlarında bile ortaya çıkabilen, özel kurumlarda ise çok yaygın olan bir davranışa yol açmakta ve gereksiz tıbbi tetkik, uygulama ya da cerrahi girişimleri gündeme getirmektedir. Eğer sağlık çalışanları ile görüşürseniz, bazı özel hastane yönetimlerinin örneğin anjiyografi gibi müdahale işlemlerinin sayısının artırılmasını nasıl teşvik ettiklerini, hatta daha da ileri giderek cerrahi operasyon kararlarının artırılmasını nasıl hedef olarak ortaya koyduklarını dinlersiniz. Bebeklerin ve yaşlıların SGK’dan daha fazla para almak için gerekli olmadığı durumlarda yoğun bakıma yatırılmaları, normal servislerde ise kamu dahil hastanelerde yönetimlerin hastaların 2-3 günde yatırılıp hızla çıkarılmalarını nasıl zorladıklarını görürsünüz. Çünkü bazı durumlarda uzun yatırarak, normal servislerde ise kısa yatırarak daha karlı iş yapar, SGK’dan daha fazla para alırsınız. OECD verilerine göre Türkiye hastaların ortalama hastanede kalış günü sayısında sonuncudur!
Türkiye’de sağlık sektörü vahşi piyasa ekonomisinin azami kar hırsına devredilmiş iken diğer çok önemli bir durum ise kamunun bu alanda yaptığı kalite denetimlerinin tıbbi veya cerrahi uygulamaların gerekliliği (uygun indikasyon) ve sonuçları açısından bir incelemeye sahip olmamasıdır. Oldukça zor olan bu tip kalite denetimlerinin özerk bir kurum tarafından tesadüfi seçilmiş vakalar üzerinden yapılması mümkün ve gereklidir.
Bu olay ve olayın çoğu basında yer alış şekli ne yazık ki çok büyük oranda fedakarca çalışan bütün sağlık çalışanlarımızı büyük töhmet altına bırakmaktadır. Bu olayı tartışır ve değerlendirirken bu konuya azami dikkat edilmesi hepimizin görevidir.
Olay, temelde yanlış kurgulanmış bir sağlık sisteminin, azami kar amacı güden bazı yöneticiler ve onlarla birlikte davranan bazı sağlık çalışanlarının tutumu sonucu ortaya çıkmıştır. Bu durum ülkemizde diğer birçok sektörde görülen çürüme ve çeteleşme eğiliminin, ne yazık ki “sağlık sektörü”nde ortaya çıkan görünümüdür.
Sağlık herkese eşit ve ücretsiz verilmesi gereken bir kamu hizmeti olmalı, azami kar amaçlı piyasa güçlerine terk edilmemelidir. Sağlığın finansmanı adil bir vergi sistemine dayalı olarak kamu bütçesinden sağlanmalıdır!

